Etkinlik Güvenli Değilse Lezzetsiz Yemek Gibidir, Yapmayın Daha İyi!

Hakan Türkkuşu

Etkinlikler ister kurumsal, ister bireysel, ister kitlesel olsun yaşamın her kesitinde kendine giderek daha büyük pay yaratıyor, alan açıyor. Her geçen gün daha çok insan bir araya geliyor, daha yoğun çalışılıyor, daha büyük bütçeler. Ancak ne acıdır ki ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanan daha fazla etkinlik haberi gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına yansıyor. Oysa planlama aşamasında yapılacak risk analizi ve devamında alınacak basit önlemler bunu engellemek mümkün!

Öyle bir iş kolu düşünün ki, son beş hatta on yılda faaliyet gösteren firma sayısı neredeyse her yıl iki kat artsın, çalışan sayısı bundan da fazla oranda çoğalsın, mali veriler de sürekli kendini katlasın. Özetle hızlı bir büyüme söz konusu olsun ancak ay geçmesin ki “sahne çöktü”, “elektrik çarptı” ya da “yangın çıktı” türünden bir gerekçe ile şu kadar kişi yaralandı veya bu kadar kişi öldü başlıklı üzücü bir haber kulağımıza gelmesin.

Türkiye’den ve dünyadan gazete haberlerine hızlıca göz atıldığında bile kolayca ve sıklıkla bu tür haberlere rastlamak mümkün. Farklı sektörlerden, bilinirliğini pekiştirmek, satışlarını arttırmak isteyen markaların hiç biri doğal olarak böyle bir haberin parçası olmak istemez. Peki, ne işverenin, ne iş görenin, ne de o etkinliğe iştirak edenin istemeyeceği bu türden olaylar neden olur?

Sorumlu ateş, hava, su ya da toprak mı?

resim2Kazaların sebebi ne olursa olsun o ana kadar geçen süre pek çok kişinin gözleri önünden akar. Gözünün önünden geçeni görmeyen herkes, meydana gelen istenmeyen durumdan az ya da çok sorumludur. Çünkü bir etkinliğin doğru planlanabilmesi için sorulması gereken ne, nerede, ne zaman, neden ve kim için sorularının ayrılmazı olan nasıl sorusuna gereken özen gösterilmemiştir. Hak ettiği önem verilmemiştir.

Nasıl sorusunun yanıtı, süslemelerin ya da çevre düzenlemesinin nasıl olacağından ibaret değildir. İkram edileceklerin lezzeti ya da kusursuz görselliği ile de sınırlandırılamaz. Performansın göz kamaştırıcı olması ya da sanatçının ismi de yetmez bu sorunun yanıtı olmaya. Farkındalık yaratacak teknik ve artistik unsurlar elbette önemlidir ancak katılımcılara güven içinde oldukları duygusunu vermek de olmazsa olmazlar arasındadır.

Risk analizi etkinliğin planı yapılırken ele alınır, alınmalıdır. Pek çok detayı olmakla birlikte basitçe insanın çevresindeki ateş, hava, su ile basılan zemine bakmak en pratik yaklaşımdır. Zemin engellerden arındırılıp dümdüz hale getirilirse, pek çok sorun engeller ile birlikte kendiliğinde ortadan kalkacaktır. Su ile insan arasında mesafe bırakılmasıyla istenmeyen durumların önemli bir kısmı kendiliğinden elenecektir. Hava kirlenmişliğinden arındırılarak, doğada olduğu haliyle sunulduğunda artan konfora paralel sağlık sorunlarının kayda değer bir bölümü uzak tutulacaktır. Ve son olarak da ısıtan ateş, kontrol altında değilse göz açıp kapayana kadar yakıp kavuran, yok edip küle çeviren bir tehdit haline gelecektir.

iStock_SafetyFirstİğneyi kendimize batırmak

Sorumlu; perdenin yanına konulan mum değil, önlem almadan onu oraya koymayı uygun görendir. Nasıl sorusuna yeterli zaman ayrılmış olsaydı risk görülecek, belki perdeler alev almaz cins kumaştan yapılacak ya da daha güvenli mumlar tercih edilecekti. Çöken sahne ya da podyumun, devrilen truss’ın, uçan çadır ya da tentenin sorumlusu da kullanılan malzemeler değil, yanlış malzeme seçen ya da yanlış kullanandır. Üzerindeki ağırlığı, rüzgarın hızını hatta olabilecek yer hareketlerini öngörmeden inşa edilen her yapı istenmeyen durumlara çanak tutacaktır. Dans eden insanları çarpıp ölümlerine sebep olan elektrik de sorumlu değildir bu üzücü olaydan. Islak zeminde eski ve yıpranmış kablo ile çalışıp cinayet gibi kazaya davet çıkaranların hatasıdır bu ve benzer durumlar. El altında bir avuç yara bandı ile kolonya bulundurmak hiç yoktan iyidir elbet ama bütçede olmadığı için ambulans, sağlık ekibi, doktor bulundurmama kafası sorumludur çok sayıda katılımcısı olan etkinliklerde sıklıkla karşılaşılan hayati sağlık sorunlarından.

“Ucuz etin yahnisi yavan olur”

“Ucuz etin yahnisi yavan olur” der eskiler. Ortaya iyi bir şey çıkartmak için doğru girdilerin önemine işaret ederler. Son derece yerinde bir önermedir ve önemlidir. Kullanılacak mikrofonların pillerini işin başında değiştirmek, profesyonelce yapılan bir risk analizinin çıktılarındandır. Toplam 60 kadar kablolu, kablosuz ve yaka mikrofon kullandığımız 2004 Eurovision Şarkı Yarışması’nda mikrofon pillerini her gün değiştirmek bir maliyet kalemi olsa da canlı yayınlanan uluslararası bir etkinlikte nasıl sorusuna en doğru yanıt için gösterilen çabanın, sergilenen arayışın bir neticesidir.

Etkinlik dünyasında olan herkesin bir “ucuz et” deneyimi olmuştur. Bunda ısrarcı olanları bugün hatırlamıyoruz bile. Ama mesleğin duayenlerini, etkinlik üstatlarını, yönetim ustalarını her zaman ortaya koydukları lezzetler ile tanıyoruz, anıyoruz.

Hepimize afiyet olsun, etkinlikler hep güvenli olsun…