Hakan Atik: “Kurumsal Yapılanma Bizim Sektörümüze Uygun Değil”

Sektörün önemli bilişim firmalarından Etüd Bilişim’in kurucusu Hakan Atik ile MICE dünyasını, geride bıraktığımız 2017 senesini ve gelecek yıllardan beklentilerini konuştuk…

1996 yılından bu yana sektör için önemli bilişim firmalarından biri olmuş Etüd Bilişim’in kurucusu Hakan Atik ile Etüd’ün ortaya çıkışı, gelecek yıllardan beklentileri ve MICE sektörüyle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Bize kendinizden ve Etüd Bilişim’den biraz bahsedebilir misiniz?

1973 yılında İstanbul’da doğdum ve tüm eğitim hayatımı İstanbul’da geçirdim. Lise dönemimden sonra bu alana ilgi duyarak yoğunlaştım. Zaten mesleki bir okulda, teknik bir eğitim aldım. Şanslı bir jenerasyondaydım ve daha insanların bilgisayarı görmediği, dokunamadığı yıllarda dizim eğitim aldığımız laboratuvarlar, o dönemde üniversitelerde yoktu. Bu açıdan gerçekten şanslıydım. O dönemde bizim okuldan mezun olan arkadaşlarımın hepsi, Türkiye’de çok saygın kurumlarda belli yerler edindiler. Bunun sebebi, altyapımızın sağlam olması. Öte yandan, bugünkü öğrenciler gibi her türlü imkâna sahip değildik. Tabiri caizse, taşı sıkıp suyunu çıkararak bu noktalara geldik. Firmamızı, tamamen sıfır sermaye ile 1996 yılında kurdum. İlk adımdaki hedefimiz, çeyrek asrı görmek. 3 çocuğum var. En büyüğü tıp alanına yoğunlaşmış durumda. Ortanca da çok farklı bir dünyada, reklamcılık alanında ilerlemek istiyor. En küçüğü ise daha bunları düşünecek yaşta değil. Tabi belli olmuyor, çocuklar ve hayalleri muhakkak değişiyor.

Hiçbir zaman amatör çalışma ruhunu kaybetmeden, devamlı olarak ileriye gitme hedefim var. Her zaman çalışma arkadaşlarıma da bunu empoze etmeye çalışırım. Amatör ruhu çok önemsiyorum. Eğer amatör ruhu kaybederseniz, heyecanı kaybetmiş olursunuz. Heyecanı kaybetmek de çalışma hırsınızı ve dolayısıyla üretiminizi engelliyor. Olabildiğince esnek çalışmaya gayret ediyoruz. Kurumsal yapılanmanın, bizim sektörümüze uymayacağını düşünüyorum. Esnek ve hızlı yapılanma çok önemli. Çünkü Türkiye’de dengeler çok sık değişiyor. Bu sebeple sizin de o günkü koşullara uygun bir şekilde yapılanmaya ihtiyacınız oluyor. Kurumsal bir yapılanma, hareket alanınızı daraltabiliyor. Bizim işimiz tamamen tempoya endeksli.

Türkiye’de marka olmuş, çok ciddi etkinliklerde görev aldık. Uzun yıllardır sahadayız. Bu alanda oldukça fazla tecrübe kazandık ama hiçbir zaman yeterli bulmuyoruz. Şirketi kurduğum günden beri tamamen ilerlemeyi hedef aldım. Şirketi kurduktan 5 yıl sonra 2001 krizi yaşandı. O zaman dahi durmayı aklıma getirmedim. Her zaman ve her şartta ilerlemeye çalıştık.

 

2017 senesini MICE sektörü açısından değerlendirirseniz neler söylersiniz?

2019 ve 2020’den sonrası konuşuluyor. 2018 için umutlarımızı koruyoruz tabi ama emin olabileceğimiz bir adım göremiyoruz. Baktığımız zaman, yine çevremizde bir takım ilişkilerimiz, Avrupa ile devam eden sorunlarımız henüz düzelebilmiş değil. Bu durumlar değişmediği sürece biz, içeride de bazı şeylerin, kısa vadede değişebileceğini düşünemiyoruz. Ancak enteresan bir coğrafyada yaşıyoruz ve yarın ne olacağını kimse kolay kolay kestiremiyor. O sebeple umudu da kesmemek lazım. Biraz tedbirli olmakta fayda var tabi. Büyüme planlarını yaparken, sürdürülebilir işletme maliyetini oluştururken bu durumları göz önünde bulunduruyoruz. 1996’dan bugüne kadar hiçbir zaman geri düşmeden, hep ilerleyerek bu günlere geldik. 2001’deki 5 Nisan krizinde edindiğim tecrübelerin faydalarını görüyorum. Bu süreç içerisinde, hiçbir zaman “biraz küçülelim” demedik. Gard almayı değil, o krizlerden de fırsatlar oluşturup daha farklı açılımlar ve yapılanmalarla kendimize fayda sağlamayı düşündük. Bugün de hala düşüncemiz farklı değil. Bazen bu tip kriz ortamlarında insanlar, kendilerine farklı çıkış alanları oluşturabiliyorlar.

 

ACE of M.I.C.E. Exhibitipon by Turkish Airlines ve ACE of M.I.C.E. Awards hakkında neler düşünüyorsunuz? Sektöre katkılarını nasıl buluyorsunuz?

Organizasyon ilk ortaya çıktığından veri içerisinde olmaya çalışıyoruz. Başından beri de oluşumu destekliyorum. Destek olmak, bir parçası olmak adına elimizden geldiğince çalıştık. Her şeyden önce sektörün tam olarak oluşması lazım. Bunun için de ACE of M.I.C.E. gibi yapılanmalar çok önemli ve değerli. ACE of M.I.C.E. organizasyonları; sektör emekçilerinin bir araya geldiği, hem işlerini yürütebildiği hem de uzun süredir görüşemediği meslektaşlarıyla görüştüğü organizasyonlar. Sektörümüzde, ikili ilişkiler de çok önemli. Bir yıl boyunca görmediğiniz bir kişiyle, fuarda karşılaşıp tekrar iletişim kurabiliyorsunuz. Bunun yanında oteliyle, tedarikçileriyle, teknoloji sağlayıcılarıyla, organizasyon firmalarıyla herkesin bir araya geldiği ve farklı iş modellerinin üretilebildiği bir yer.

Her sene, bir öncekine göre gelişen bir fuar. Dünya standartlarında bir organizasyon olması lazım ve zaten gördüğüm kadarıyla, yapılmak istenen de o. Sektörümüzle ilgili bir de şu faydasını görüyorum; tamam, her şeyi devletten beklememek gerekiyor ama devletin ulaşamadığı, göremediği, fark edemediği, bir şekilde gözünden kaçırdığı noktalardaa ACE of M.I.C.E.  gibi yapılar devreye giriyor. İhtiyaçları taşıyor, böyle bir sektörün varlığından haberdar ediyor. Devlet eliyle ulaşılamayan noktalara gidip, değişik bağlantılarla hosted buyerları getirmek, yabancı müşteriyi taşımak, iç pazarda bunları devamlı hale getirebilmek ve büyütebilmek adına çok önemli.

 

İş hayatı dışında neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Geçmişte aktif olarak futbol oynuyordum. Son yıllarda bu imkânım, maalesef kalmadığından dolayı sadece izleyici olarak takip etmeye çalışıyorum. Bir Fenerbahçe taraftarıyım. Aslına bakarsanız, oğlum sayesinde takip edebiliyorum. Beni sürekli bilgilendirerek takip etmemi sağlamış oluyor. Bunun dışında, gezmeyi ve gezerken de kendime ve işime bir şeyler katmayı seviyorum. Mesela gezdiğim ülkede, o ülkenin özelliklerine uygun olan alanları keşfetmeyi severim. Yemeği, kültürü… Bunlara dikkat ederim. Doğayı da doğada bulunmayı da çok severim.

Gezilerimden istifade etmeye çalışıyorum. Örneğin; ABD’ye gidiyorsam, o insanların nasıl yaşadığını anlamaya çalışıyorum. Oradaki insanları; kültürüyle, dünyaya bakışıyla, yaşantısıyla anlamaya çalışıyorum. Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Gittiğim yerlerde, güzel fotoğraf kareleri almaya çalışıyorum. Aslına bakarsanız, çok fazla vaktimiz olmuyor bu tempoda. Bu gezilerimi, yurtdışındaki fuarlara ve toplantılara denk getirerek organize ediyorum. Gecemiz, gündüzümüz, hafta sonumuz yok. Böyle bir tempoda, sosyal hayatınıza özel zaman ayıramanız da çok zor oluyor.

Bir kere, her şeyden önce işimi sevdiğim için, sektörü takip etmeyi çok seviyorum. Teknolojik gelişmeleri, yenilikleri takip etmek de bir hobim diyebilirim. Zaten işinizi sevmeden, başarılı olmanız da mümkün değil.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizim sektörümüz için belli bir standardın, belli bir kültürün, belli bir eğitimin oturması için dernekleşmemiz gerekiyor. Bu anlamda TETSED’i de çok önemsiyorum. TETKİD çok önemli, o tam anlamıyla çatı bir yapılanma. Bunun altında TETSED de tamamen, etkinlik teknolojileri sektörüne yönelik bir çalışma. Kültür oturduğu zaman, bu kültüre sahip şirketler arttıkça, yapılan işlerin kalitesi de artacak. Bu da pazarın büyümesi için hayati bir durum. Yine bizim için en önemlisi ‘networkler’ ve networklerin büyümesi gerekiyor. Çünkü artık küresel dünyada, insanlar bu networkler üzerinden işlerini büyütüyor ve genişletiyorlar. Bizim de Türkiye’de, bu network ağını genişletmemiz gerekiyor.